Cuma, Temmuz 18

Perşembe, Temmuz 17

mimarlık ve seks ??

Takip edip okumaktan,iş ilanlarını güncellemekten son derece keyif aldığımız kutsal sitemiz ARKİTERA'da bir yazı okudum ve noktasına virgülüne dokunmadan iletiyorum.Ne desem bilemedim bu sefer yorum sizin :)


Bembeyaz teninden omuzlarına akan saçları siyah straplez elbisesine rengini sıçratıyor, peyzajın yansımasıyla yeşil gözleri her zamankinden daha derin bakıyordu. Mimar seksiliği diye bir şey vardı ve çıplaklıkla ilgisi yoktu.
Biz mimarlar mesai uzatmaya kolay katlanır, zaman zaman bununla övünürdük bile. Mimarlık fedakarlıktı. Meslek değil, bir hayat biçimiydi. Biçim lafını duyunca zaten gözümüz başımız oynuyor, egomuz tavan yapıyordu. Kötü çalışma koşullarını bu yüzden kolay kabulleniyorduk. Klas insanlardık ama yaşadığımız koşulları düşününce, boşuna biz mimarlar için "bin liralık elitler" demiyorlardı.
Başka meslekten arkadaşlarımız cumartesi günü Caddebostan sahilini katederken biz o katlara, kotları yazanlardık. Haftada 45 saat çalıştığın bir hayat mı? Saçmalamayın. Sizler mimarsınız, yarı tanrı sayılırsınız. Başka meslekten arkadaşlarımız cuma geceleri günahlar içerisinde kulaç atarken, bizler ofislerimizde "yaratma sürecimiz"le övünç duyardık.
Bir de diğer meslekten arkadaşlarımız ağlanırlardı ya, pazartesi sendromu diye. Biz sizin geçtiğiniz yollardan geri dönmüştük beyler. Pazartesi sendromunu pazar günleri de çalışmak suretiyle aştık.
Peki seks bunun neresinde?.. O konuya birazdan geleceğim.
Doğru ya, eteğin kalçasında olmasına gerek yoktu. Pileli olduğunda esecek rüzgarın beklentisiyle kalanını zihnimizde modelleyebiliyorduk. Mimardık ve 3 boyutlu düşünüyorduk.
Ben şanslı bir çalışandım, patronlarım özel insanlardı. Ama istisnalar kaideyi bozmaz, sektörün durumu belliydi. Sigortaların genelde asgariden gözükmesi de çoğumuzun sol tandanslı düşünce yapısından olmalıydı. Devlet nezlinde eşit koşullarda hayat sürdüğümüzü göstermek istiyor olmalıydık.
Yahu elalem aybaşında bankadan maaşlarını çekerdi, biz mimarlar maaşı zarftan çıkarıp bankaya yatırırdık.
Patron...
Ofisini seviyorsun, sigortalıyorsun.
Bilgisayarlarını seviyorsun, sigortalıyorsun.
Beni sevmeni beklemiyorum da, zorundasın yahu. Sigortamı maaşımdan yatıracaksın.
Oysa tesisatçı dediğin adam şantiyenin bel kemiği...
- Metin Usta?
- Merhaba Sedat abi.
- Yarın Moda'ya gel rica edeceğim, bir şantiyeye başlıyoruz.
- Yarın gelemem abi. Pazarları çalışmıyorum.
- Bir uğra yahu saat 2'de. Sonra ne yapıyorsan yap.
- Pazarları çalışmıyorum Sedat abi.
Biz mimarlar çalıştık...
Peki ya seks?.. O konuya birazdan geleceğim.
Güzel olan topuklu ayakkabının kendisi değil, topuklu ayakkabının verdiği dirilikti. Kalçasının duruşu değişiyor, oturduğunda dizininin seviyesi yükseliyordu.
Ama maaşların gününde yatmasının tartışma konusu olmasını bile kabullenemiyorum.
Patronum; tahsilat sıkıntısı çektiğinde gönül rahatlığıyla maaşları erteliyorsun, ödemeni erken aldığında peşin peşin dağıtıyor musun? Ben neden çalışan bir mimarım ve neden senden daha az kazanıyorum biliyor musun? O stresi çekmemek için...
Tüm mimarlık çalışanlarının hakkını doğru araması gerekiyor. Bazı ofisler karşılıksız mesailerle veya yemek parasını vermediği stajyer ordusuyla piyasa fiyatlarını aşağı çekmemeli, sağlıklı bir rekabet oluşturmalıydı...
Bunun tek yolu da mimarların taleplerini güçlü bir şekilde, hep birlikte dile getirmesinden geçiyordu.
Peki ya seks?
Seks meks yok size. Önce hakkınızı aramayı öğrenin.

http://www.arkitera.com/kose-yazisi/37/mimarlik-ve-seks

Çarşamba, Temmuz 16

hanimiş kediler ???

Sanırım lanetlendim.Hayatımda ki hiçkimseyi mutlu ve memnun edememe lanetine yakalandım.Patronumun istediği mimar değilim,sevgilimin istediği nişanlı değilim,annemin istediği kız değilim,babamın istediği evlat değilim,arkadaşlarımın istediği dost değilim.Ben neyim??  Hayatlarından çıktığımda doldurulamayacak boşluklar oluşacak insanların bitmek tükenmek bilmeyen memnuniyetsizlikleri neden? Artık kabul ettim şunu; ne yaparsam yapayım kimse için yeterli olmayacak.Bir söz okumuştum 'herkesin memnun olduğu noktada bir sıkıntı vardır' diye gerçekten öyle.Artık etrafımda kimsem yok,buna rağmen elimdekilere bile yetemiyorum,kendi kendimin varlık nedenini sorgular oldum.Her gün doğumu,her gün batımı,her hüzünlü birkaç melodi bana ne yersiz gereksiz bir insan olduğum fikrine dalıp götürüyor beni.Eskiden ne olursa olsun asla böyle fikirlere kapılmaz ve ben buyum,böyleyim,merveyim derdim.Sanırım artık aynı özgüveni hissetmiyorum.Üzerimde tonlarca ağırlığında bir görev hissediyorum.Herkesin gönlünü yapmaya,kırmamaya,keyfini,hevesini,heyecanını yüksek tutmaya çalışıyorum.Hiçbir başarı kaydedemedim henüz maalesef :) Ölesiye yorulduğumu hissediyorum artık.Herkes bir şekilde aynı çabanın içerisinde galiba.Bazen tek olmadığımı hissediyorum :) Elbetteki herkes kendi yaşadığını biliyor,muhakkak.Ne yalan söyleyeyim bu konuda benim kadar dertli dırlananını henüz görmedim annem dışında.Allah bana nankörlük rahatlığı versin inşallah. amin...